5 Haziran 2012 Salı

Da Vinci Şifresi [ Film İfşası ]

Da Vinci Şifresi filmini izledikten sonra böyle bir araştırma yapmak için, içim içimi yedi. Gerekse filmin ifşası, gerekse Da Vinci ve eserleri hakkında bazı şeyler sunacağım sizlere canlarım. Uzun soluklu ve dallı budaklı bir yazı olacak. Dallı budaklıdan kasıtım, sabit bir konuda kalmayıp birçok konu hakkında bilgileri başlık altında sizlere sunacağım. Öncelikle Da Vinci'nin eserlerine bir göz atalım.

 Sizlere Bu başlığımda Altın oran & Phi sayısından bahsetmiştim. Masonlar için büyük önem taşır. Çeşitli kaynaklarda Da Vinci'nin mason  olduğu iddia ediliyor ( " kendisi masondur " demiyorum yani benim görüşüm değil  ) . Belki bunun sebebi, Da Vinci Şifresi filminde anlatılanların, kilise tarafından uygun görülmemesinden kaynaklanıyordur.

Da Vinci, Altın Oran'ı ilk kullananlardan biri ve bana göre bunu eserlerine en güzel şekilde yansıtan kişidir.

Eserlerine bakalım.


Vitruvian Man yani Vitruvius Adamı.

Kendisi insan fizyolojisi üzerinde çeşitli çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmalarını kadavralar üzerinde yapmış, dönemin papası tarafından çalışmalarına devam etmesi yasaklanmıştır. Bu çalışmalarının belge niteliği taşıdığı eseridir Vitruvius Adamı. Bu eser, Da Vinci'nin oranlara taşıdığı önemin kanıtıdır. Eserin yanındaki notlar " Oranlar kanunu " ve " İnsanın oranları " olarak eseri tanımlar. 


Son Akşam Yemeği

Santa Maria Della Grozia Manastırı'nda İsa'nın, çarmıha gerilmeden önceki gece havarileri ile yediği son yemektir. Ama farkındaysanız İsa'nın sağında ( bizim solumuzda ) bir kadın bulunuyor. İsa'nın arkasındaki ışık, kendisini eserde ön plana çıkartıyor. Filmde bu sahne ile ilgili geçen bir konuşma var.  Konuşmanın içeriğini belirteyim sizlere canlarım. İsa, bu gece "Kutsal Kâse" den  şarap içiyor. Ama masada ne bir kâse ne de bir şarap vardır. Bunun sembolize hali kadının orada bulunmasıdır. Yani Kutsal Kâse , masadaki kadındır. Kadın, Magdalalı Meryem ayrıca Mecdelli Meryem olarak bilinir. başlığın gidişatında kendisi ile ilgili birçok şey sunucam canlarım. Biz eserimize dönelim.

Bu eser, çizgi filmlerde ve birçok şekilde karşımıza çıkıyor. Birkaçını göstereyim sizlere.


Masonik işaretler ile dolu olan çizgi film serisi Simpson'lar da böyle bir sahne mevcut. Masadaki yerleşim kısmen Son Akşam Yemeği eserine benziyor. Homer Simpson'ın sağında ( bizim solumuzda ) biri bulunuyor. Giyinişi ile bir kadını andırsada erkek modeli kendisi. Ve Son Akşam Yemeği eserinde İsa'nın arkasından ışık gelmesi İsa'yı vurguluyordu. Burada Homer'ı üzerinde bulunan ışık vurguluyor.

Sizlere bu çizgi film hakkında, masonik işaretle ile dolu  olduğunu söylemiştim.


Soldan sağa doğru arkada bulunan sembolleri incelersek, en baştaki piramit içinde herşeyi gören göz ( illuminati sembolü ) , ortadaki güneş ( güneş sembolizmi ) ,  en sağdaki ise gönye pergel masonların en bilindik sembolüdür.

" Bunu niye gösterdin amına koyim ? " diyen panpalarım böylesine sembolik işaretler ile dolu olan bir filmde Son Akşam Yemeği gibi dinsel bir eser mevcut. Sizi kıllandırmıyor mu böylesi amına koyim ?


Temel Reis çizgi filminde ise bu eser böyle sahnelendirilmiş. Safinaz, Temel'in sağında ( bizim solumuzda ) yine bu sahnede bulunan tek bayandır.

Bu çizgi filmde de bazı sembolik sahneler bulunuyor.


Mesela bu sahnede 666  semboliktir. Böyle sembolik sahnelerin bulunduğu bir çizgi filmde yine Son Akşam Yemeği eserini yansıtan bir sahne vardır.


South Park çizgi filminde de böyle bir sahne mevcut.


Bu çizgi filminde de baphomet sembolü ve ayinsel bir sahne gözlerime takıldı.

Bunlar gibi birçoğu bulunabilir. Bir de araştırma esnasında Son Akşam Yemeği eserinin şöyle bir kopyası da dikkatimi çekti.


Bu resimin orjinalinden tek farkı belirginleştirdiğim alandır. Farkındaysanız bir üçgen ( piramit ) mevcut. Resimin pixelinin mükemmeliğinden üçgenin içindeki şeyin ne olduğu belirgin değil. Ama bir göz olması muhtemel. Yani başlıklarımda bahsı geçen kesimin ( örgütün veya masonların )  oynamalarıyla resim bu hali almıştır. Bu üçgen,  pagan sembolü veya illuminati sembolü olabilir. Pagan sembollerinde bu üçgen , erkeğin cinsel organını ( veya cinselliğini ) temsil eder. Bu üçgenin ters hali de kadını temsil eder. Resme kattığı anlam hakkında erkeğin baskınlığını temsil ettiğini söyleyebilirim. 

Film ile bağımsız bir şekilde Mona Lisa'yı inceleyelim. Film ifşası sırasında  Son Akşam Yemeği eserini de Mona Lisa gibi işleyeceğiz canlarım.


Bu eseri bilmeyeniniz yoktur heralde. En gizemli eserlerin başında geliyor kendisi. 


Sizlere Altın Oran'dan bahsetmiştim. Çizilen dikdörtgenler, Altın Oran'ın bu eserde kusursuzca kullanıldığının göstergesi. Bunlar gibi birçok dikdörtgen çizilebilir. 

Tablonun en önemli özelliklerinden biri, esere hiç fırça darbesi vurulmamıştır.

Mona Lisa’nın esrarengiz tebessümü, yeni doğum yapmış bir annenin gülümseyişi olarak nitelendirilmiştir bazı kaynaklarda. Ayrıca Mona Lisa’nın o zamanlar genellikle hamile ya da yeni doğum yapmış kadınların kullandığı çok ince ve saydam bir tülle boynundan aşağısını örtmüştür. " hamile ya da yeni doğum yapmış " bu ayrıntıya dikkat etmenizi istiyorum canlarım. Filmin ifşası sırasında bu vurguladığım yer bizim için büyük önem taşıyacak.

Filmin ifşasına geçelim artık. 



Filmin ilk sahnelerinde müzede bir görevli öldürülüyor. Öldürülmeden önce kendisini öldüren kişiye uğrunda ölünebilecek bir sırdan bahsediyor. Bu sırrın ne olduğunu biz duyamıyoruz. Ama bir ipucu vereyim sizlere.


Bu sırrı verdiği sırada, bu tablo ekrana getiriliyor. Tablodaki insan silüeti İsa'yı andırıyor zaten amaç onu çağrıştırmak bu sahnede. Filmin ilerleyen sahnelerinde verdiği sırrın ne olduğunu anlayacaksınız canlarım.


Bu sırada filmimizin kahramanı Robert Langdon ( Tom Hanks ) kitabı hakkında bilgi verdikten sonra bir imza günü düzenlemektedir. Sembollerin anlamları onun ilgi alanıdır. Masonik semboller & Dini semboller & İlluminati sembolleri hakkında oldukça bilgilidir.  Melekler ve Şeytanlar filminin devam filmi olan bu filmde de aynştayn modundadır kendisi.


Filmin ilk sahnelerinde, müzede görevliyi öldüren kişi Opus Dei tarikatinin bir üyesidir. Yaptığı kötülüklerden sonra kendini , İsa'nın ızdırabını çekmek amacıyla kendini cezalandırıyor. Bu bahsi geçen tarikat hakkında sizlere biraz bilgi vereyim. Katolikliğe sadık Laik iş ve meslek sahiplerini biraraya getirerek Papa’ya Vatikan dışında destek olacak varlıklı ve iyi eğitim görmüş elit bir kadroyu oluşturmak amacı ile kurulan ama günümüzde Vatikan’da en etkili olan Laik gizli örgüttür. Her ülkede örgütten sorumlu kardinal bulunmaktadır. Yakın bir tarihte bu tarikat karikatür krizi ile gündeme gelmişti. Hz. Muhammed ile ilgili alay edici karikatürler yayınlamışlardı. Neyse filme devam edelim. Bu örgüt, filmin ilerleyen zamanlarında bizlere kendilerini gösterecek.



Langdon ( Tom Hanks ) , Louvre Müzesine gelir. Müzenin tasarımı da tartışılası birşey. 


Louvre müzesinin önünde Langdon ile Yüzbaşı Bezu Fache ( Jean Reno ) arasında şöyle bir diyalog geçer.

Fache :  Piramitimizi beğendiniz mi?
Langdon : Muhteşem.
Fache : Paris'in güzel yüzündeki yara izi.

Neden böyle bir diyalog geçtiği hakkında bir fikrim yok. Ama cidden anlamlı bir konuşma. Piramit ile ilgili bir gönderme yapılıyor. 


Birbirinin  geometrik yansıması olan piramitler. Bu sahnede gereksizce bu esere yöneliyor Langdon. Filmin son sahnelerinde bu capsi hatırlatacağım sizlere canlarım. 



Filmin ilk sahnesinde öldürülen abimiz. Da Vinci'nin " Vitruvius Adamı " eserindeki şekilde yatmaktadır kendisi. Üzerinde, ölmeden önce kendisinin çizdiği pagan yıldızı bulunuyor. Kendisi pagandır. 


Sophie Neveu , müzede öldürülen abimizin "sözde" torunudur. Yani öldürülen kişi onun büyükbabasıdır. Ama hiçbir kan bağı yoktur. Filmin sonlarında bu ortaya çıkıyor. Ama şimdiden bunu sizlere söylemem pek bir anlam ifade etmeyecek. Kendisinin korunması için Sophie'nin ailesi bir kaza süsü verilerek öldürülmüştür. Sion tarikatı ( bahsi geçen tarikatı sizlere açıklayacağım başlığın gidişatında ) , Sophie'yi himayesi altına almıştır. 




Konusu gelmişken pagan ayini görüntüsü var filmde. Filmin ilerleyen sahnelerinde bu ayin sahnesi remember yapılıyor. Vereceğim 2 caps bu sahne ile ilgili. Filmin akışıyla bir alakası yoktur.


Abimizin kendisine çizdiği bu yıldız ayin sahnesinde gözümüze sokuluyor. 


Ayin sırasında abimiz, birini götürüyor. Paganizmde cinsellik oldukça önemlidir. Paganizme göre tanrı ile bir olmak ve ona ibadet etmenin en önemli yolu cinselliktir.

Filmin akışına devam edelim. 


Bu sahnelerde Tapınak Şovalyelerinin bahsı geçiyor. Tapınak Şovalyeleri, İlluminatinin temelidir.Filmde, Tapınak Şovalyelerinin kutsal toprakları savunmak için kurulduğu gerçeğinin bir maske olduğunu dile getiriyorlar. Asıl amaçlarının, İsa zamanından beri kayıp olan Kutsal Kâse'yi bulmak olduğu söyleniyor. Kutsal Kâse'nin bulunduğu söylenmiyor ama Roma'ya gidip papa tarafından kendilerine sınırsız güç tanınmış. 1300lü yıllarda Tapınak Şovalyeleri fazla güçlendiği ve bu nedenle fazla tehlikeli oldukları için Vatikan, tüm gizli tarikatları  ve Tapınak Şovalyeleri'nin şeytana taptıklarını ilan etti. Tapınak Şovalyelerinin neredeyse tamamını öldürdüler. Tarihi ise 13 Ekim 1307 Cuma günüdür. Nam-ı diğer 13. Cuma. 


13. Cuma bu şekilde gösterilmiştir filmde. Din adamları tarafından, yakılarak ve çeşitli şekillerde öldürülen Tapınak Şovalyeleri subjektif bir bakış açısıyla yansıtılmış bizlere. Bu  bakış açısıyla Tapınak Şovalyeleri , bizlere birer kahramanmışçasına gösterilmiştir.

Kutsal Kâse ve Tapınak Şovalyeleri ile ilgili biraz bilgi vereyim sizlere.

Kutsal Kase, İsa’nın kadehi olarak kabul ediliyor. Ama tarihte Sangreal Belgeleri adıyla anılan belgeler de inanışa göre Kutsal Kase ile birlikte gömülü. Belgelerin bin yıllardır Tapınak Şövalyeleri adı verilen gizli bir örgüt tarafından korunduğuna inanılıyor. Belgelerin Tapınak Şövalyeleri’ne bunca güç vermesinin nedeni, sayfalarda Kâse’nin gerçek tabiatının açıklanmasıdır. 
Tapınak Şövalyeleri’ne göre Kutsal Kâse bir kâse değil. Kâse efsanesinin yani ayinde kullanılan kadehin dahice düşünülmüş bir alegori olduğunu iddia ediyorlar. Kâse efsanesindeki ayinde kullanılan kadeh, başka bir şeyin, çok daha güçlü bir şeyin mecazi halidir. Kutsal Kâse insanlık tarihinde en çok aranan hazine olmuştur. Kâse efsanelere, savaşlara ve bitmek tükenmek bilmeyen sorulara neden olmuştur. Dikenli Taç, Çarmıhta kullanılan Gerçek Haç ve Titulus hepsi bin yıllarca aranmış ama tarih boyunca aralarında en özeli Kutsal Kâse olmuştur.  
Prieure de Sion tarikatında gül sembolü, kâse için kullanılmış bir semboldür. Gülü, Kâse sembolü olarak kullanmalarının nedeni ise gizliliktir. En eski gül türlerinden biri olan rosa rugosanın, aynı Venüs yıldızı gibi beş yaprağa ve beşgen bir simetriye sahip olması güle, kadınlıkla güçlü ikonografik bağlar sağlıyordu. Bununla birlikte gülün ‘doğru Yön’ ve yol bulmak kavramlarıyla çok yakın bağları vardı. Pusula gülü, aynı Gül Çizgisi gibi, seferilere haritalardaki boylamlara bakarak yön bulmakta yardımcı oluyordu. Bu yüzden dişi kadeh ve gizli gerçeğe götüren yıldız anlamındaki gül, pek çok açıdan gizlilik, kadınlık ve yön tayini olarak Kâse’yi tanımlayan bir sembol olarak kabul edilmişti.


Kâse aslında eski bir kadınlık sembolüdür. Kutsal Kâse, dişiyi temsil eder. Kadının gücü ve onun hayat verebilme yetisi bir zamanlar kutsaldı ama erkek egemen bir toplumda tehdit oluşturuyordu. Bu yüzden kutsal dişi şeytanlaştırıldı ve ona günahkar dendi . Havva’nın elmayı yiyerek insan ırkını çöküşe uğrattığı ‘ilk günah’ kavramı alegorik bir anlatımdı. Bir zamanlar hayat veren kutsal kadın artık düşman olmuştu.  Kâse kayıp tanrıçanın sembolüdür. Kayıp Kâse’yi arayan şövalye efsaneleri, aslında kayıp kutsal dişinin arandığını anlatan yasak hikayelerdi. ‘Kadehi aradığını’ iddia eden şövalyeler, kadınlara boyun eğdiren, tanrıçaları dışlayan, inanmayanları yakan ve paganların kutsal dişiye saygı göstermesini yasaklayanlardan korunmak için şifreli bir biçimde konuşuyorlardı. Onlara göre taşıdığı sır öyle güçlü ki, açıklandığında pek çok şeyi temelinden sarsabilirdi.

Belirginleştirerek size anlattığım yerler, filmin ana fikri denebilecek cinstendir. Şimdi " ne alaka amına koyim " tepkisi vereceğinizden eminim ama başlığın gidişatında bana hak vereceksiniz canlarım. neyse biz devam edelim. 

Gül sembolünden sizlere bahsettim az önce.


Gül bu sahnede karşımıza çıkıyor. Tapınak Şovalyeleri'nden birkaçı öldürülmeden ortadan kayboluyor ve papa, Kutsal Kâsenin bulunması için heryere ordular gönderiyor. Papanın ordusunun bu gülü bulmalarının bize yansıttığı ise Tapınak Şovalyeleri tarafından aranılanın daha önce bulunmasıdır.



Opus Dei tarikatından bahsetmiştim sizlere. Tarikatın elitleri kendi aralarında bir konuşma yapıyor. Bu konuşmada, Kutsal Kâse'nin yokedileceği iddia ediliyor. 


Bir sahnede kripteks bulunmaktadır. Araştırdığımda karşıma iki sonuç çıktı. Ya Da Vinci tarafından ya da Tapınak Şovalyeleri tarafından yapılmıştır. Gizli bilgi ve belgeleri taşımak amacı ile kullanılmıştır. 5 halkası bulunur ve her halkada alfabenin tüm harfleri vardır. Şifre çözülmeden açılmaya zorlanır ise kripteksin içindeki sirke, belgenin yazılı olduğu papirüs kağıdını eritir ve içindekine asla ulaşılamaz.


Langdon ( Tom Hanks ) ve Sophie  capste gördüğünüz Teabeng' in ( Ian McKellen ) evine gider. Aralarında hristiyanlık ile ilgili bir muhabbet dönmektedir. Bizi ilgilendirmeyen kısımları burada sizlere açıklamayacağım. Bizi asıl ilgilendiren kısım, bu muhabbetin sonunda başlıyor.


Aralarında geçen muhabbet sırasında Sophie birden atlıyor ve.

" Kim Tanrı kim insan bu soruyu soran kaç kişi öldürüldü ? " diyor. 

Tam o sırada 1 - 2 saniye içinde bu verdiğim caps görünüyor. Yani " sözde " büyükbabası.

Teabeng'in cevabı da tuhaftır haliyle.

" Tek bir tanrı oldukça onun adına cinayetler de olacaktır "

Önemli olan yere geldik canlarım. İhtiyaç molanızı verin. Yani çişinizi yapın ve içeceğinizi tazeleyin hehe.


Başlığın başında sizlerin gözünüze soktuğum Son Akşam Yemeği eseri hakkında konuşmalar geçiyor bu sahnede.

Aralarında geçen diyalogu özetleyecek olursak, masada bir kâsenin olmamasına rağmen şarabın nasıl içildiği konuşuluyor. 


Langdon ve Teabeng, kâsenin tanımı yapmadan önce erkek ve kadın sembollerinden bahsediyor. Langdon bu capste erkeğin sembolize edilişini gösteriyor. Bu başlığımda yaptığım ifşanın bir bölümünde, Rihanna'nın şeytan tarafından zorla ele geçirilmesi tecavüz niteliğinde bizlere gösterilmişti. Rihanna, üçgenin içinde gösterilmişti. Üçgenin oradaki anlamını filmin bu sahnesinde, Langdon bizlere tanımlıyor.



Langdon ve Teabang kadınlığın sembolize edilmiş halini tanımlıyor. Kadeh ile sembolize edildiğini belirtiyor abilerimiz. Yani, Kutsal Kadeh'in bir kadın olduğunu ileri sürüyorlar. Teabeng abimizin tam tabiri ile " ortaya çıktığı takdirde hristiyanlığın temelini sarsacak kadar güçlü bir sırrı taşıyan kadın demek oluyor " 


Teabang abimiz bizlere Son Akşam Yemeği eserini göstermişti. Şimdi, Magdalalı Meryem'i bu resimde tanımlıyor. Resimde Hz. İsa'nın sağında bulunan kadın, Magdalalı Meryem'di hatırlayın canlarım. 

Bu sırada Teabang ve Sophie arasında bir diyalog geçer.

T: Bu Magdalalı Meryem.
S:Fahişe mi?
T:O öyle biri değil. 591'den sonra klise onun adını lekeledi. Magdalalı İsa'nın karısıydı.

Teabang ve Langdon aralarında bunun teori olup olmadığını tartışırlar.


Yine ekrandaki görüntüye bakarlar. Teabang, bu eserde İsa ile Magdalalı Meryem'in üzerlerindeki elbisenin renklerini belirterek, birbirlerinin yansıma görüntüleri olduğunu iddia eder.


Teabang açıklamaya devam eder. İsa ve Meryem'in kalça kısımlarından birleşik gibi durdukları ve aralarındaki boşluğa " Kâse " şekli verildiğini ileri sürer. Ve ekler " Leonardo bize Kâseyi sunuyor ".


Magdalalı Meryem'in resimdeki yeri değiştiriliyor ve İsa'nın soluna yerleştiriliyor. 

Teabang, Meryem'in İsa'nın karısı olabileceği, Filipos İncili'nden bir bölümü okuyarak kanıtlamaya çalışıyor. Bu İncil, İsa'yı insan gibi gösteren diğer birkaç İncil gibi reddedilmiştir.

Teabang'in okuduğu kısım 

" Kurtarıcının yoldaşı Magdalalı Meryem'dir. İsa, onu tüm müritlerinden daha fazla sever ve genellikle dudaklarından öperdi " demişti. Yoldaş kelimesinin o zamanlarda "eş" ile eş anlamlı olduğunu da ekler.

İsa , kilisenin yönetimi Petrus yerine Magdalalı Meryem'e bırakmıştır. Canlarım " Petrus kim lan ? " diyeceksiniz biliyorum. Şöyle bir açıklama yapayım sizlere.



Petrus, Meryem'in başının yanındaki belirginleştirdiğim kişidir. Belkide Da Vinci'nin , havarilerin oturuş sıralamasını bu şekilde yapmasının anlamı budur.



Kutsal Kâse'nin Fransızca isminden bahsederler. Ayrıca Orta Çağ İngilizcesinden bir terimdir. 


Kelimeyi parçalayarak inceliyorlar. Böyle anlamı, Soylu Kan'dır. Bu sahnelerde, bir efsanede İsa'nın kanının bir kâsede bulunduğundan bahsediyor Teabang. Bahsetmek istediği, İsa'nın Soylu Kan'ını taşıyan bir rahimdir. Kadınların sembolize edilişini bir kadeh olarak tanımlamışlardı hatırlıyorsanız. Sizlere üstüne basa basa belirtmiştim bunu.

Teabang, İsa çarmıha gerildiğinde Meryem'in hamile olduğunu ileri sürer.


Böyle bir sahne ile bu gösterilir. Bakın aklıma ne geldi. Sanırım yapbozun parçaları birleşiyor.


Mona Lisa eserinin tanımını yaparken, " Mona Lisa’nın esrarengiz tebessümü, yeni doğum yapmış bir annenin gülümseyişi olarak nitelendirilmiştir bazı kaynaklarda. Ayrıca Mona Lisa’nın o zamanlar genellikle hamile ya da yeni doğum yapmış kadınların kullandığı çok ince ve saydam bir tülle boynundan aşağısını örtmüştür. " demiştim. 

Sizinde kafanızda şimşekler çaktı mı ? Benim çaktı. Yapboz parçalarını birlikte birleştirelim. Son Akşam Yemeği ve Mona Lisa eserlerinin sahibi Leonardo Da Vinci. Son Akşam Yemeği eserinde, Magdalalı Meryem ile ilgili bizlere mesaj veriyor. Onun varlığından, İsa ile bağlarından ipuçları veriyor. Mona Lisa eserinde ise, hamile ya da yeni doğum yapmış kadınların kullandığı tül ile bir kadın resmediyor. Bana sorarsanız aralarında böylesine bir bağ var.

Neyse canlarım filmimize dönelim.


Teabang, İsa çarmıha gerildiği sırada Meryem'in kendi güvenliği ve İsa'nın doğmamış çocuğunun güvenliği için oradan, kutsal topraklara kaçtığını  oradan da Fransa'ya geldiğini söyler. 


Filmde, İsa'nın kızının doğum sahnesi bu şekilde gösterilmektedir. Doğru duydunuz canlarım İsa'nın bir Kız'ı  olduğu ileri sürülmüştür. Neden böyle sembollerin bulunduğu takozların üzerine çıkıpta doğum yaptığı hakkında bir fikrim yok. 

İsa'nın kızının adının Sarah olduğu ileri sürülüyor. 

Son Akşam Yemeği’nde İsa ile Magdalalı Meryem bir çiftti. İkisinin evli olması, bekar İsa’dan çok daha mantıklıydı. Çünkü İsa bir Yahudi’ydi ve Yahudilerin sosyal kültürü yetişkin bir erkeğin bekar kalmasını yasaklıyordu. Nag Hammadi yazıtlarında da ‘Ve Kurtarıcı’nın yoldaşı Magdalalı Meryem’dir’ diye geçiyor. Ve Aramice’de ‘yoldaş’ kelimesi eş anlamında kullanılıyor.

Böylelikle anlatılanların doğruluk payı olabilir.


Langdon abimiz konuya atlıyor hemen. Ve durum karmaşıklaşıyor. Paganizmden bahsediyor. Eğer İsa'nın kızı varsa , " Paganlıkta kadınlara cennete giden bir yol olarak tapınılırdı  ama modern kilisenin bu konuda tekeli var , insan için tek kurtuluş İsa'dır " diyor.


Yukarıdaki açıklamama bakın canlarım. Paganlıkta kadınlara cennete giden yol olarak tapınılırdı demiştim. Bu yüzden kilise için, kadınlar büyük tehlike oluşturuyordu. Katolik Engizisyonu ( Katolik mahkemesi ) , " Cadı'nın Balyozu " adında bir kitap yayınlar. Papazlara, kadınların nasıl tespit ve işkence edilip nasıl öldürüleceğini anlatıyordu. " Cadı Avı " başlığı altında bazı kaynaklara göre binlerce bazılarına göre milyonlarca kadın öldürülmüştür. 

Teabang , " İsa'nın tahtının bir kız çocuğuna kalmış olabileceğini bir düşünsene " der. Sion tarikatından sizlere bahsetmiştim. Filmde Sion tarikatı, Sophie'yi koruma altına almıştı. Filmin sonunda Sophie, İsa'nın soyundan geldiğini öğreniyor. Yıllar boyunca bu tarikat bu yüzden Sophie'yi koruyor. Az önce üzerine basa basa " Filmde " vurgusunu yaptım. Çünkü bu tarikat filmde İsa'nın soyunu koruyor. Ufak bir araştırma yaptım. Bu örgütün bir Mason örgütü olması beni şaşırttı açıkçası. 

Neyse filme dönelim.


Opus Dei tarikatının elitleri kendi aralarında konuşuyor. Magdalalı Meryem'in lahitini yok etmeyi planlıyorlar. Böylelikle Sophie'nin İsa soyundan geldiği kanıtlanamayacaktı. DNA testi yapılamayacaktı yani. Aklınızda soru işareti kalmıştır " bu tarikatın derdi ne bunlar neden İsa'nın soyunu ortadan kaldırmak istiyor ? " diyen panpalarıma cevap vereyim. Onlar, İsa'nın tek kurtarıcı olduğunu savunuyorlar ve soyundan başka biri ortaya çıkarsa ki hele de bu bir kadınsa ortalığın karışacağını düşünüyorlar. Zamanında " Cadı Avı " altında yapılan katliamı yapan bir grup için, küçük bir azınlığı ortadan kaldırmak oldukça kolaydır. 

Bu sahnede çok önemli bir ayrıntı daha var. Beyaz saçlı elit abimiz " Bizden önceki konseylerin yaptığını yapacak mısın ? " diyor. Kastettiği, önceki konseylerin İsa'nın soyundan gelenleri ortadan kaldırmıştır. Sophie'nin de bu şekilde ortadan kaldırılıp kaldırmayacağını soruyor. 

Diğer abimiz de cevap veriyor.  " İsa, insanlığın daha iyi olması için hayatını feda etti. Belki, torunlarının kaderi de budur " diyor. Yani Sophie'yi öldürebileceğini söylüyor.


Magdalalı Meryem'e ne olduğu konuşuluyor yine Sophie, Teabang ve Langdon arasında. Teabang anlatıyor " Magdalalı Meryem hayatının geri kalan kısmını saklanarak geçirmiş. Ama müfritler onu takip etmiş. Ölümünde bile. Varoluşunun kanıtı silmek istediler. Ama şovalyeler hep onunlaydı ( Tapınak Şovalyeleri ) ... zamanla unutulana kadar Lahit ve Kutsal kase saklandı. "


Bu konuşma sırasında Langdon bir ipucu bulur. 


Bulduğu ipucunda yazılar tersten yazılmış. Aynştayn panpalarım atlamasın " belki ters tutuyordur eheheheee " diye. Bayadır küfretmiyorum birikmişim var basarım küfürü . Ciddi birşey anlatıyoruz burda amına koyim. Al işte yine küfür ettirdiniz hehe. 

Bir ayna yardımı ile yazılanları okur. Aslında tersten yazılması bana pek normal gelmedi. Teabang, bu tersten yazılmış yazıların Leonardo'nun bir yöntemi olduğunu söylüyor. Ama genelde ilahi olmayan bazı dinlerin ritüelleri bu şekildedir. Onlar ile ilgili bir bağlantısı olabilme ihtimali geldi aklıma. Herneyse. Yazılanları aynen size aktarıyorum.

" Papa, şovalye gömmüş Londra'da. Kutsal gazap cevap olmuş ona. Ara küreyi, kabire ( mezara ) aitti. Güldendi teni , döllenmişti rahmi. "

İnci'de yazılan şiirler gibi bitti sonu hehe. Özet olarak, yazıda bahsı geçen şovalyelerin, Tapınak Şovalyesi olduğu ve Magdalalı Meryem'in Kabrinin 'de bu şovalyeler ile Londra'daki Mabet Kilisesi'nde olduğu anlaşılıyor.


Bahsı geçen Tapınak Şovalyeleri'nin kabirlerinin olduğu Mabet Kilisesi'ne geldiler.


Kilisede aradıklarını bulamadılar ve birkaç olay başlarına geldi. Bu olaylara ve ayrıntılara başlıkta yer vermiyorum canlarım. Zaten bahsedeceğim konu uzun ve gereksiz şeyler ile sizleri meşgul etmek mantıklı olmaz. 

Yürüdükleri sırada Langdon birşey söylüyor. " Aradığımız şovalye , Sir Isaac Newton. Hayatının çalışması, kilisenin öfkesine maruz kalan yeni bilimler yarattı. Yer çekimi. Aynı zamanda Tarikat'ın büyük üstadıymış."  ( Tarikat'tan kasıtı Tapınak Şovalyeleri ) diyor. Ve ekliyor. " Papa değil, Pope şovalye gömmüştü Londra'da. ( bulduğu ipucu ) Newton'ın cenazesini, meslektaşı ve yakın arkadaşı Alexander Pope yönetmiş. " 


Newton'ın mezarını bulurlar. Ve buldukları ipucunda bir kürenin bahsi geçiyordu. Dur dur hatırlatayım hemen.

" Papa, şovalye gömmüş Londra'da. Kutsal gazap cevap olmuş ona. Ara küreyi, kabire ( mezara ) aitti. Güldendi teni , döllenmişti rahmi. "


Küreyi bulmuş olabilirler mi?


Langdon, kripteksi açıyor ve içindeki papirüs kağıdını inceliyor.

Papirüs kağıdında yazanlar " Kutsal Kâse Roslyn'in altında. Bıçak ve kadeh bekçidir ona. Şaheserler süsler yatağını. Uzanmış sonsuz bir huzurla, seyrederken yıldızı, semayı " yazıyor.


Ek iş olarak aynştaynlık yapan Langdon, papirüsteki ipucunu hemen anlıyor ve capste gördüğünüz mekana yani Roslyn Chapel'a gidiyorlar. 

Meraklı biriyim biliyorsunuz amına koyim. Roslyn Chapel hakkında yine ufak çaplı bir araştırma yaptım. Karşıma çıkanlara bu kez pek şaşırmadım.  Çünkü bu başlık için araştırdığım birçok konuda karşıma hep Masonlar çıktı. Bu eski kilisenin de masonlar ve Tapınak Şovalyeleri tarafından kullanıldığını öğrendim. Mimarisi, Süleyman Tapınağı ve Herod Tapınağı'na birçok yönden benziyor. Ama kapladığı alan olarak onlardan oldukça küçük. 

İçeri girip, gizli bir odaya giriyorlar. Burada Sophie ile ilgili , Sion tarikatının tuttuğu kayıtlar mevcut. Sophie, ailesinin kasıtlı olarak öldürüldüğünü, bu yaşına kadar büyükbabası olarak bildiği kişi ile kan bağı olmadığını ve kendisinin İsa'nın soyundan geldiğini öğrenir. Ben, sizlere bunları daha önceden belirtmiştim. Bunlar bizim için pek fazla önem taşımıyor. Olayın gidişatının daha kolay anlaşılabilmesi için, olayın gidişatı sırasında bu bilgilerin verilmesi daha doğru haliyle.


Yaşlı bir kadın beliriyor. Langdon " Kimsiniz siz ? " diye bir soru yöneltiyor kendisine. Kadın cevap veriyor " Benim pek çok ismim var. Muhafızlar, gardiyanlar ya da Siyon Tarikatı. Ama senin için Sophie seni büyütenin ( sözde büyükbabası ) yakın arkadaşlarıyız ( o da bizim tarikatımızdan diyor işte ). Şimdi, Tarikat seni korumak istiyor. Ailemizi ( İsa'nın soyunu ) her zaman koruduğu gibi korumak istiyor. Seni bir daha göremeyeceğimi bile bile senden bir kez vazgeçtim. Ben senin büyükannenim Sophie ( kendisinin de İsa'nın soyundan geldiğini belirtiyor yani gerçek büyükannesi ) . Evine hoşgeldin çocuğum. " diyor.

Gelelim filmin son sahnesine.

" Kutsal Kâse Roslyn'in altında. Bıçak ve kadeh bekçidir ona. Şaheserler süsler yatağını. Uzanmış sonsuz bir huzurla, seyrederken yıldızı, semayı " 

Hatırladınız mı bu sözü canlarım ? Papirüsteki ipucu. Henüz Magdalalı Meryem'in kabirini bulamadılar. Aynştayn abimiz Langdon, kabiri arıyor. Bakalım bulabilecek mi? Reklamlardan sonra hehe. 

Sizlere bir caps göstermiştim hatırlıyor musunuz ? Filmin başında özellikle demiştim sizlere hatırlatacağım bu capsi diye. Hangi capsti o ? Hatırlayan yok mu amına koyim ? Neyse hadi bendensiniz yine.


Bu capsten bahsediyorum. Langdon gereksiz bir şekilde bu esere yönelmişti hatırlarsanız.


Şimdiki sahnede uzaktan gösteriyor bunu. Ama bir fısıltıyla.

" ...şaheserler süsler yatağını ... "


" ...Uzanmış sonsuz bir huzurla, seyrederken yıldızı, semayı. "


Az önceki capste yukarı bakıyordu. Bazı panpalarım  diyecektir " bu nereden, yukarı bakıyor amına koyim ? " verdiğim son capse bakarsanız anlarsınız canlarım. Hâlâ anlamayanlar varsa, 3 caps geri gitsin. Cam ile yapılmış ters piramidin üzerinden bakıyor. 


Filmimizin son sahnesi. Magdalalı Meryem'in Lahiti yukarıdaki capste tepeden baktığımız piramidin altında bulunuyor. Yani tam olarak Louvre Müzesi'nin altında.


Evet canlarım filmimizin ifşası bu kadar. Film fazlasıyla karmaşık. Sizlere filmi, en sade şekilde anlatmaya çabaladım. Bazı gereksiz olaylara bu nedenle değinmedim. Filmde çok nadiren kendi görüşlerimi belirttim. Çünkü film sürekli bir görüş üzerine kurulu. Objektif bir film değil malesef. Subjektif bir bakış açısıyla önümüze sunuluyor film. Filmde olanlar sanki, tamamen belgelerle kanıtlanmış ve teori olasılığı asla olmayan bilgiler gibi bizlere sunuluyor. Filmdeki birçok şey tam anlamıyla kanıtlanmamıştır. Yani bu dip notu eklemeliyim ki filmdekilere körü körüne inanmayın. Aklınızda soru işareti oluştu ise mutlaka araştırın. Benim elimden geldiği kadarıyla sizlere bazı şeyler sundum. Bir günümü sadece bu film ifşası ve bazı araştırmalar için harcadım. Beğeneceğinizi umuyorum. 

Sağlıcakla kalın canlarım.

Özet : Vinç.


1 Haziran 2012 Cuma

Nüfus Kontrolü & Aşı ( Bakmanızı Öneririm )

Nüfus sayımı gibi bir anlam çıkardıysanız siz çok yanlış gelmişsiniz hehe. Bu başlığımda sizlere belirtmiştim ki elit kesimin sürekli bize işlediği bir felaket senaryosu var. Ben de belirttiğim bu başlıkta bununla ilgili kendi yorumumu yapmıştım. Yine, bu kesimin  nüfusu kontrol altına almak için yaptığı önemli bir faaliyet var. Ve bu daha vahşice. Başlıkta, Bakmanızı Öneririm yazmamın nedeni bu başlığın sağlığınıza veya doğacak çocuklarınızın sağlığı için büyük ölçüde önemli olmasıdır.

Aşı çok yararlı olmasına rağmen yeri geldiğinde ve kötü eller tarafından kullanıldığında bir felakete yol açabiliyor. Gençliği, yeni nesili bir şekilde etkilemek istiyorlarsa çocuk aşılarına bir müdahalede bulunup bu düşüncelerini başarıyla yerine getirebilirler. Hepatit aşıları , karma , çocuk felci , verem , kızamık, kızamıkçık ve kabakulak gibi aşılar bebeklik döneminde vurulması gerekli hatta zorunlu aşılar. Neden mi zorunlu ? Toplumumuzda bebeğine aşı vurdurmayan kişilere genellikle cahil veya bebeğinin sağlığına önem vermiyor gözüyle bakılıyor. Bana kalırsa asıl cahillik büyük ölçüde aşılara verilen önemdir. Peki bunların yan etkisi var mı? Varsa da hemen görülmesi mümkün mü? Ayrıca kuş & domuz & börtü böcek gribi biyolojik savaş ürünü veya nüfusu kontrol altına almak için uygulanan bir uygulama mı ? Her birinin cevabını birlikte verelim panpalarım. Bu yazdıklarım uydurma & kendi düşüncem filan değildir. Kendiniz de ufak çaplı bir araştırma yapsanız karşınıza benim bulduklarım ve belkide daha fazlası çıkacaktır. İnternet nimet amına koyim tabi kullanmasını bilene.

Aşıların işe yarayıp, yaramaması her zaman gündem konusu olmuştur. Elimde birkaç bulgu varki bu konu hakkında sizinde biraz fikrinizin olmasını sağlayabilir. Bir bakalım aşının karanlık tarihine. Hani ben manyağım ya , kafayı sıyırmışım ya hatta paranoyağım evet siz bilgilenin diye tek tek kurcaladım bunlarıda.



1-) 1871-2 de İngiltere de 2 ve 50 yaş arasındaki nüfusun %98i su çiçeğine karşı aşılanmasına rağmen, İngiltere 45.000 ölümle tarihinin en kötü suçiçeği salgınlarından birisini yaşadı. Aynı zamanda Almanya'da nüfusun %96 sı aşılanmasına rağmen su çiçeğinden ölümlerin sayısı 125.000 den fazlaydı. (The Hadwen Documents)

2-) Almanya'da 1940 da difteriye (kuşpalazına )  karşı zorunlu aşılardan sonra 1945 de difteri vaka sayısı 40.000 den 250.000 e çıkmıştı. (Don’t Get Stuck, Hannah Allen)

3-) 1960 da Amerika'da iki virologist (virüsleri inceleyen) çocuk felci aşısının labaratuar hayvanlarında kansere sebep olan SV40 virüsü taşıdığını tespit ettiklerinde milyonlarca çocuk aşılanmıştı. (Med Jnl of Australıa 17.3.1973 )

4-) 1967 de Gana nüfusunun %96 sı kızamığa karşı aşılanarak Dünya Sağlık Örgütü tarafından kızamık-free ilan edilmişti. 1972 de Gana çok yüksek ölüm sayısı ile beraber tarihinin en kötü kızamık salgınını yaşadı. (Dr H Albonıco, MMR Vaccıne Campaıgne ın Swıtzerland, March 1990)

5-) 1970 ile 1990 arasında İngiltere'de 200.000 den fazla whooping cough(sürekli derin öksürük) tamamen aşılanmış çocuklarda görüldü. (Communıty Dısease Surveıllance Centre, UK)

6-) 1970 de Hindistan'da 260.000 kişiyi içeren tüberküloz aşısı denemesinin sonuçları, aşılı olan kişilerde hastalığa yakalanma oranının arttığını ortaya çıkardı. (The Lancet )

7-) 1977 de ilk çocuk felci aşısını geliştiren DR. Jonas Salk diğer bilim adamları ile birlikte 1961 den beri Amerika'da görülen birçok çocuk felci vakasının asıl sebebinin aşının kendisi olduğuna dair ifade verdi. (Science 4.4.77 Abstracts)

8-) 1978 de Amerika'nın 30 eyaletinde yapılan bir araştırma, kızamığa yakalanan çocukların yarısından fazlasının daha önceden aşılanmış olduğunu ortaya çıkardı. (The Peoples Doctor, Dr R Mendelsohn)

9-) JAMA'nın ( Amerikan Tıp Derneği Dergisi ) Şubat 1981 sayısına göre doğum uzmanlarının %90 ı, çocuk doktorlarının %68 i kızamıkçık aşısı olmayı reddetti.

10-) Amerika'da bir DPT aşısının fiyati 1982 de 11 centten, 1987 de 11.68 $ ( 11 dolar 68 cent ) yükselmişti. Sebebi ise aşıyı üreten firmaların aşılardan zarar gören yada ölen çocukların ailelerine ödemek zorunda kaldıkları tazminatlardı. (The Vıne, Issue 7, January 1994, Nambour, Qld)

11) 1988 ve 1989 da Umman'da tamamen aşılanmış çocuklarda çocuk felci salgını görüldü. Hastalığın en yaygın olduğu bölgeler tamamen aşılanmış bölgeler, hastalığın az görüldüğü bölgeler ise aşılanmamış bölgelerdi. (The Lancet, 21.09.1991)

12) 1990 da JAMA dan bir makale de” Amerikada okul çağındaki çocukların tamamen aşılanmış olmasına rağmen kızamığın çok yüksek oranda aşılanmış çocuklar arasında ortaya çıktığı” na dair bilgiler vardı. (JAMA, 21.11.1990)

13) Amerika'da, 1990 dan 1993 e kadar FDA e aşıların sebep olduğu durumlardan dolayı yapılan şikayetlerin sayısı 54,072 idi. FDA bu rakamın gerçek rakamın %10 u olduğunu kabul ediyor. Çünkü birçok doktor aşıların sebep olduğu reaksiyonları bildirmeyi kabul etmiyor. (National Vaccine Information Center. March 2.1994)

14) 2 Kasım 2000 de Amerikalı Doktorlar ve Cerrahlar Birliği (AAPS) St Louis deki 57. toplantılarında oy birliği ile çocuk aşılarının zorunlu olmasının kaldırılması için karar aldı. Bu karara bir tane bile hayır diyen çıkmadı. (Report by Mıchael Devıtt)

Durumun ciddiyetinin farkına varmış olmalısınız artık. Her aşı, bağışıklık sistemine yapılan bir saldırıdır.

Biraz da bilimsel konuşalım hehe.

Aşının genetik olarak yapısı bozulmuş organizmalardan yapıldığı ve çok faydalı olduğu propagandası yapılmaktadır. Dr. Stefan Lanka bu konuda diyor ki  " Genetik olarak üretildiği iddia edilen aşı ve organizmanın tabiatta bulunmadığı, bu nedenle de tabiatta bulunan mikropların bu aşı karşısında yok olacağı iddia edilmektedir. Aktif hale getirilen ırsi madde aşı ile deri üzerinden veya genetik olarak bozulmuş besin ( GDO ) yolu ile hücre çekirdeğine ulaşması ve burda depolanması düşünülmektedir. Bu sanıldığı gibi olmamakta , aşı kromozomu bozmaktadır. Evet sanıldığı gibi gen teknik olarak hazırlanan aşı hücre çekirdeğine gitmemekte aksine sperm ( döl ) veya yumurta hücrelerine giderek orada depolanmaktadır ve burada depolanan aşı çocukların özürlü doğmasına sebep olmaktadır. Gen teknik olarak hazırlanan aşı yumurta ve sperme bulaşır ve bu  şahısların çocukları özürlü doğabilir. İlaç firmalarının istediği olursa ileride sadece planlı olarak genetik aşı üretilecek ve çocuklara karşı kullanılacaktır. "

Belirginleştirdiğim son cümleye tekrar bir bakın. Bahsı geçen " ileri " şuan günümüzü temsil ediyor sanki.

Aşıların içinde bulunan maddelere de bir bakalım.


Normalde her ilacın bileşenlerinin  ne olduğuna dair bir kullanım belgesi bulunur, ama aşı yapılırken aşının bileşenlerinin ne olduğunu doktor hariç kimse bilmemekte, böyle bir belge veya kağıt parçası bulunmamaktadır. Anne ve babanın bu konuda bilgisi malesef olmamaktadır. Günümüzde aşının bir çok hastalığa: Deri kabarcıkları , beyin zarı iltihaplanması, kanın yapısının bozulması, sinir iltihaplanması vb. rahatsızlıklara sebep olur. Bileşiminde: alüminyum bileşikleri, alüminyum hidroksid, antibiyotikler, öldürülmüş veya zayıflatılmış uyarıcılar (mikroplar), yapısı bozulmuş proteinler, ve formaldehid ( kimyasal üretim maddesi ) gibi zehirli maddeler içerir. Mobilya yapımcıların formaldehid kullanmaları yasaktır, çünkü kanserojen etkilere sahip olduğu bilinmektedir. Evet bu çok tehlikeli kanserojen madde Formaldehid, aşının içinde bulunmakta ve direkt olarak çocuklara vurulmaktadır. Bunun yanında hemen hemen bütün aşı maddelerinin içinde Tiyomersal ( Thiomersal ) bulunur. Tiyomersal bir civa bileşiğidir ve vücuttan atılması çok  zordur, 10 larca yıl vücutta kalabilir. Tiyomersal çocuklarda konsantrasyon problemi, öğrenme zorluğu, konuşma problemi, mantık oluşturmada yetersizlik, büyük huzursuzluk ve daha bir çok probleme sebep olur. Alüminyum hidroksid birçok aşının içinde katkı maddesi olarak bulunur. Prof. Dr. H. Spiess'in söylediklerine göre, aşının bileşenlerindeki katkı maddeleri o kadar karmaşıktır ki bunların çoğunun özelikleri araştırılmamış ve bilinmemektedir. Buna rağmen bizleri ,çocukları denek olarak resmen kullanıyorlar. Bütün bu katkı maddelerinin kanserojen, allerjik, nabız düşürücü, mide ve bağırsakları bozucu ve daha birçok yan etkileri vardır. Dr. Graetz,  homeopati muayenehanesinde aşının yantesirleri nedeniyle hastalanan insanları tedavi etmiş ve hemen hepsinde az veya çok beyin tahribatı olduğunu tespit etmiştir.

Dr. Graetz kimdir diyen panpalarıma hemen bir açıklama yapayım. Kendisi Mikrobiyoloji ve biyokimya uzmanıdır. Yani işin uzmanıdır kendisi.

Dr. Graetz’in yazdığı " aşı gerekli mi ? " ( Sind Impfungen sinnvol ? ) adlı kitabında şöyle diyor  " Yıllarca yaptığımız tecrübe ve deneyimler sonucunda görülmektedir ki insanlar sürekli ve sürekli nesilden nesile daha çok hastalanmaktadır. Düşünün, bugün çocukların çoğunda nörodermatit ( kaşıntılı deri hastalığı ) , spastik, bronşit, astım, baharnezlesi, hayvan allerjisi, sürekli orta kulak iltihaplanması, legasthenik (öğrenme, okuma ve yazam zorluğu), hiperaktivite (aşırı taşkınlık hareketlilik), agresif olma (aşırı saldırgan olma), tehditkâr , bedenen veya ruhen özürlü olmaktadır. Sonraları yani ergenlik çağında ise adet anormalikleri, adet öncesi ağrı ve sancılar, yumurtalık iltihaplanması, cinsel organda mantar, yumurtalık kordonunda döllenme, düşük yapma veya erken doğum gibi haller oldukca sık görülmektedir. Bütün bunlar daha önceki nesillerde çok nadir görülürken şimdi normal olmuştur. Bu aşılama devam ettiği sürece daha çok rahatsızlıklar ortaya çıkacaktır ve hatta kısırlılık Batı ülkelerinde çok hızlı şekilde yayılmakta ve  yüzlerce sperm bankası bu ülkelerde bulunmaktadır. Şuna şahit olurum ki artık bir insanın problemi değildir bunlar. Bu bütün insanlığı hatta dünyayı ilgilendirmektedir ve yakında bütün insanlık bu felaketin zarrarını görecek ve görmektedir de, şayet çok değerli sağlığımızın değerini bilemezsek."

Bana da " adam haklı"  demek düşer haliyle. Aşı tahribatlarına bakalım bir de.


A-) Aşının bilinen tahribatları:

1 ) Aşının civaya karşı aşırı duyarlılık gösterme(allerji), Bağışıklık sistemi ateşli kramplarla kendini belli eder.
2 ) Difteri-Tetanoz : Guillain-Barré-Sendromu ( sinir sisteminde tahribat)
3 ) Kızamık-Kızılcık-Kabakulak : kandaki alyuvarların sayısını düşürür.
a ) Kızamık: Ağır beyin iltihapalanması, immün zafiyeti
b ) Kızılcık: Akut Artrit ( iltihaplı eklem hastalığı )
c ) Kabakulak: Beyinzarı iltihapalanması (menenjit)
4 ) Boğmaca : Akut Menenjit, bazen kalıcı tahribata sebep olabilir
5 ) Verem: Verem aşısı nadiren vereme sebep olmaktadır
6 ) Grip aşısı: ( sinir sisteminde tahribat )


B-) Hastaliklarla bağlantıları kesinleşmemiş tahribatlar :

1 ) Tetanoz : Kramplı rahatsızlıklar, eklem iltihaplanması, deri iltihaplanması
2 ) Haemophilus influenzae ( bir çeşit grip ) : Gribe benzer rahatsızlıklar, beyin ve gırtlak iltihaplanması,  omurilik iltihaplanması, trobosit ( kan pıhtılaşmasında görev alan hücre ) sayısında azalma bu nedenle kanın pıhtılaşmasında problem
3 ) Kızamık : Beyin iltihaplanması, sinir iltihaplanması
4 ) Boğmaca: Sinir sisteminde tahribat
5 ) Kızılcık: Sinir sisteminde tahribat, kronik Artrit ( vücut tarafından üretilen iltihap ) , kramplı rahatsızlıklar

C-) Nadir görülen tahribatlar

Çeşitli Aşıların ani çocuk ölümlerine sebep olması

Tetanoz: Beyin iltihaplanması
Hepatit B: Multiple Skleroz ( beyni ve omuriliği tutan özbağışıklık hastalığı )
Kızamık: Kalın bağırsak iltihaplanması, Beyin iltihaplanması
Kabakulak: Şeker hastalığı, Kramplı hastalıklar, Sinirsel hastalıklar

Aşıların olumlu yönde etkisiz olması, olumsuz yönde ise tam tersine etkili olması garip bir durum. Gerekse aşılar tarafından , gerekse GDO'lu besinler tarafından aynı şekilde etkleniyoruz. Yani, bu bahsı geçen tahribatlara sadece aşılardan meydana gelmiyor. Zaten adı üzerinde, genetiğiyle oynanmış besinler tüketiyoruz. Yani buna mecburuz. " Organik " adı altında tükettiğimiz besinlerin tohumunu bile İsrail'den alıyoruz. Yanlış anlaşılmasın, sadece organikler değil tüm tohumları İsrail'den ithal ediyoruz. Acınası bir haldeyiz.

Hani şu meşhur "Domuz gribi"  var ya. Biraz da ona değineyim. Domuz gribi aşılarının yapılması için insanlar teşvik edildi. Domuz gribinden ölen insan sayısı öngörülenin çok altında oldu. Milyonlarca kişinin öleceği söylenip, dünya çapında bir panik oluşturuldu ve haliyle aşı kullanımı çok fazla oldu. Tam olarak rakam hatırlamıyorum ama ölen kişi sayısının 10.000'leri bile bulmadığını sizlere rahatlıkla söyleyebilirim.


Aşının teşviki için Sağlık Bakanı Recep Akdağ ekranların karşısında aşı vuruldu. Amına koyim ne gerek vardı böyle birşeye ? Bu kadar insanın aşı vurulması çok önemli demekki. Ayrıca kendisinin vurulduğu aşının, domuz gribi aşısı olmadığı söylentileri de vardı. Herneyse bu bizi ilgilendirmez. Bilim konusunda bizden oldukça önde olan ülkeler, bu aşıyı kullanmayı reddetti. Ama ülkemizde inatla vuruldu bu aşılar.

Kuş gribinde ve grip aşısında da durum aynı.

Genel olarak aşı konusunu ele alırsak yapılma amacı tamamiyle nüfusu kontrol altına almaktır. Gerekse kısırlaştırmak, gerekse yıllar sonrasında çeşitli hastalıklar ile öldürmek ve kalıtsal yollarla doğacak çocuklarında hastalıklı olmasını sağlamaktır. Bana soracak olursanız nükleer bir bombadan farksızdır. Öldürür ve kalıtsal hastalıklara yol açar.

Bu aşı kampanyalarını destekleyen ve bu kuruluşların sahiplerine biraz değinmek istiyorum.

Bill Gates'in Bu videosunu elbet görmüşsünüzdür. Videoda kısaca " aşılar ile dünya nüfusunu %10 veya %15 oranında azaltılabileceğini " söylüyor. Şuana kadar ki anlattıklarım şimdi daha çok anlam kazanmıştır eminim.

Bu başlığımda sizlere masonlardan bahsetmiştim. Bakalım o başlık altında sizlere ne demişim.

" Masonlar, Yahudilikle olan alâkalarını gizli tutmayı lüzumlu görmektedirler. Çünkü Siyonizm ile aynı amacın güdüldüğünü anlatarak faaliyet göstermek yerine, yardım kuruluşlarını paravan yapıp hayırsever kişiler görünümü altında bu amaca hizmet etmek kendileri açısından daha verimli sonuçlar doğurmaktadır. "

Şimdi " Bu nerden çıktı amına koyim ? Ne alaka ? " diyen panpalarım iyi dinlesin.

" Yardım kuruluşları " 'na dikkatinizi çekmek isterim. Bill Gates abimiz sağlık ile ilgili birçok kuruluşa bağışta bulunmuştur. Neden "sağlık" kuruluşları ? O videoda yaptığı açıklamalar bu sorumun cevabı olabilir. "Sözde" hayırsever Bill abimiz işini biliyor tabiki. Bakalım yaptığı bağışlara.

Gates abimiz bu bağışları kişisel olarak değil kendi vakfı olan " Bill & Melinda Gates Vakfı " aracılığı ile yapıyor.

Vakıf, 25 Ocak 2005 tarhinde Aşı ve Bağışıklama için Küresel İttifak'ına ( GAVI ) 750 milyon $ bağış yaptı.
9 Aralık 2003'te uygulanan Japonya'daki Uygun Sağlık Teknoloji Programı ( PATH )için 27 milyon $ bağış yaptı.
Vakıf, Seattle'daki Washington Üniversitesi Küresel Sağlık bölümünün kurulması için 30 milyon $ bağış sağladı.
Çeşitli HIV araştırmaları için vakıf, 287 milyon $ bağışta bulundu.
Aeras Küresel TB Vakfına vereme karşı üretilen aşı için 280 milyon $ bağışta bulunmuştur.

Evet piçler bunları münasip yerlerimden uydurmuyorum. Kendileri tarafından duyurulup göz boyamak için yapılan "sözde" yardımlar bunlar. Zaten bu sektöre yapılan bir yardım anca kitle imha için yapılabilir. İnanmayan panpalarım Buradan verdiğim bilgilere ulaşabilirler. 

Araştırırken çok önemli bir ayrıntı daha gözüme ilişti.

2000 yılında, Gates Vakfı Bağışıklama için Uluslararası Finans Kuruluşu (GAVI) ve Çocuk Aşıları için  Küresel Fonu kurulmuştur. Hükümetler, Rockefeller Vakfı, Dünya Bankası gibi  küresel  işbirliği içeren  bir Fon'dur bu. Aşı üretimini oldukça arttırmıştır.

Sizlere altını çizerek söylediğim Rockefeller aileside işin içinde. İlluminatinin üst düzey elit ailelerinden olduğunu sizlere defalarca söylemiştim. " Tesadüf " 'e bak ki aşı kampanyalarında da kendilerine rastlıyoruz. Tesadüf filan yok amına koyim. Tamamen planlı bir şekilde organize olmuşlardır. Gates Vakfı ve Rockefeller Vakfı aynı amaca hizmet etmektedirler.

Aşının etkileri ile ilgili benim söylediklerim yetmediyse eğer Bu linkten çeşitli konferansları izleyebilir, çeşitli yazılar okuyabilirsiniz. Ama Almanca gerektiriyor. Biraz da siz araştırın amına koyim herşeyi benden beklemeyin hehe.

Ben, sizlere aşı olmayın demiyorum. Sadece bilgilendiriyorum.

Sağlıcakla kalın canlarım hehe.